Erteleme Tembellik Değil: Zihnin Duyguyla Baş Etme Yolu
Erteleme bir zaman yönetimi sorunu gibi görünür, oysa merkezinde işle temas edildiğinde beliren rahatsız edici duygudan kaçınma vardır. Döngüyü kırmak da oradan başlar.
Berrin Aksoy 4 dk okuma
Masanın üstünde bitmesi gereken bir iş duruyor. Ne kadar süreceğini biliyorsunuz, nasıl yapılacağını da biliyorsunuz, üstelik ertelemenin bedelinin ne olacağının da farkındasınız. Buna rağmen elinize telefonu alıyor, mutfağa gidiyor ya da tamamen ilgisiz bir işi hallediyorsunuz.
Bu tabloya çoğu zaman tembellik denir. Oysa erteleme davranışının merkezinde çalışma isteksizliği değil, o işle temas ettiğinizde beliren rahatsız edici duygudan kaçınma çabası vardır. Ertelemeyi anlamak, zaman yönetiminden çok duygu yönetimini anlamayı gerektirir.
Erteleme Bir Zaman Sorunu Değildir
Erteleyen insanların büyük kısmı ne yapması gerektiğini gayet iyi bilir. Listeler hazırlar, planlar kurar, hatta işi hangi saatte yapacağını dakikası dakikasına belirler. Sorun bilgide değil, planın uygulanmaya çalışıldığı andadır.
Bu yüzden yeni bir ajanda, daha ayrıntılı bir program ya da farklı bir uygulama çoğu zaman kalıcı bir çözüm getirmez. Araçlar düzeni iyileştirir, ama işe başlarken hissedilen direnci ortadan kaldırmaz.
Gerçek soru şudur: o iş masaya geldiğinde içimizde ne beliriyor? Cevap genellikle sıkıntı, belirsizlik, yetersizlik korkusu ya da başarısız olma ihtimalinin verdiği huzursuzluktur.
Kaçınılan Şey İş Değil, Duygudur
Zihin, rahatsızlık veren duygudan uzaklaşmanın en hızlı yolunu arar. Bu yol da genellikle dikkati başka bir yere çevirmektir. İşi bıraktığınız anda huzursuzluk düşer ve yerini geçici bir rahatlama alır.
Bu rahatlama, davranışın tekrarlanmasını sağlayan asıl ödüldür. Beyin, kaçınmanın kötü hissi anında bitirdiğini öğrenir. Bir sonraki sefer benzer bir iş karşınıza geldiğinde aynı çözüm daha hızlı devreye girer.
Dolayısıyla erteleme, iradesizliğin değil, kısa vadede son derece işe yarayan bir duygu düzenleme stratejisinin sonucudur. Sorun stratejinin işlememesi değil, sadece çok kısa süre işlemesidir.
Kısa Vadeli Rahatlama, Uzun Vadeli Yük
Kaçınmanın getirdiği rahatlık uzun sürmez. İş yerinde durduğu için birkaç saat sonra huzursuzluk geri döner, üstüne bir de suçluluk eklenir. Böylece ikinci kez kaçınmak için daha güçlü bir neden oluşur.
Bu döngü ilerledikçe iş büyür, süre daralır ve göreve yüklenen duygusal ağırlık artar. Başlangıçta yarım saatlik olan bir iş, birkaç gün sonra zihinde devasa bir yük halini alır.
Son ana bırakılan işlerin bazen iyi sonuçlanması durumu daha da karmaşık hale getirir. Baskı altında iş biter ve zihin yanlış bir ders çıkarır: demek ki son dakikada da oluyor. Oysa o başarıyı sağlayan şey erteleme değil, kaybedilecek zaman kalmamış olmasının yarattığı zorunluluktur.
Mükemmeliyetçilik ve Belirsizliğin Rolü
Erteleyenlerin önemli bir bölümü işi umursamayan değil, aksine sonucun iyi olmasını fazlasıyla önemseyen kişilerdir. Ortaya çıkacak işin yeterince iyi olmama ihtimali, başlamayı bile riskli hale getirir.
İşin sınırlarının belirsiz olması da benzer bir etki yaratır. Nereden başlanacağı net olmayan bir görev, zihinde tanımsız ve büyük bir kütle olarak durur. Tanımsız şeyler her zaman olduğundan daha ağır hissettirir.
Bu iki etken bir araya geldiğinde kaçınma neredeyse kaçınılmaz olur. Ne başlanacak nokta bellidir ne de sonucun kabul edilebilir olacağına dair bir güvence vardır.
Kendini Suçlamak İşi Büyütür
Erteledikten sonra kendine sert davranmak, sanılanın aksine motivasyonu artırmaz. Sert iç eleştiri, göreve bağlı olumsuz duyguyu daha da yoğunlaştırır ve bir sonraki temasta direnci yükseltir.
Araştırmalarda tekrar eden bulgu şudur: ertelediği için kendini affedebilen kişiler, aynı işe daha erken ve daha az huzursuzlukla dönebiliyor. Suçluluğun azalması, görevin duygusal ağırlığını da azaltıyor.
Burada kastedilen şey kendini haklı çıkarmak ya da sorumluluktan kaçmak değildir. Olan biteni abartmadan kabul etmek, bunu kişisel bir kusur ilan etmeden geçmek ve dikkati bir sonraki adıma çevirmektir. Bu tutum, göreve dönmenin önündeki en büyük engeli, yani utancı devreden çıkarır.
İlk Adımı Gülünç Derecede Küçültmek
Erteleme en çok başlangıç anında güçlüdür. İşin içine girildikten sonra direnç genellikle hızla azalır. Bu nedenle etkili yaklaşım, işi bitirmeye değil yalnızca başlamaya odaklanmaktır.
Belgeyi açmak, ilk cümleyi yazmak, malzemeleri masaya koymak gibi çok küçük adımlar yeterlidir. Beş dakika kuralı da aynı mantığa dayanır: yalnızca beş dakika çalışmayı taahhüt edersiniz, sonrasında devam etmek çoğu zaman kendiliğinden gelir.
Bu yaklaşım işi kandırmak değildir. Başlangıç eşiğini düşürerek, kaçınmayı tetikleyen duygunun oluşmasına fırsat vermeden görevin içine girmektir.
Duyguyu Adlandırmak Neden İşe Yarar
İşe başlamadan önce durup içinizde ne olduğunu tek bir kelimeyle adlandırmak şaşırtıcı derecede etkilidir. Sıkılmış mıyım, kaygılı mıyım, yorgun muyum, yoksa nereden başlayacağımı mı bilmiyorum?
Duygu adlandırıldığında yoğunluğu düşer ve otomatik kaçınma refleksi zayıflar. Ayrıca doğru müdahaleyi seçmenizi sağlar: belirsizlik varsa işi parçalara bölmek, yorgunluk varsa gerçekten dinlenmek, kaygı varsa beklentiyi küçültmek gerekir.
Bu ayrımın pratik bir sonucu vardır. Yorgunlukla kaygı birbirine karıştırıldığında yanlış çözüm seçilir; dinlenmesi gereken kişi kendini zorlar, plana ihtiyacı olan kişi ise dinlenmeye çekilir. Duyguyu tek kelimeyle bile olsa adlandırmak, bu iki hatayı büyük ölçüde önler.
Erteleme, karakter zayıflığının değil, insan zihninin rahatsızlıktan kaçınma eğiliminin doğal bir sonucudur. Onu bir disiplin savaşı olarak görmek yerine bir duygu meselesi olarak ele almak, hem daha gerçekçi hem de çok daha işe yarar bir başlangıç noktasıdır.