İçeriğe geç
Mersin Gerçek

Yaşama sade, meraklı ve gerçekçi bir bakış

Teknoloji

Pilin İcadı: Elektriği Depolamayı Öğrenmek

Kıvılcımdan sürekli akıma geçiş nasıl oldu? İki farklı metal ve bir sıvıyla başlayan buluş, bilim tarihinin hızını nasıl değiştirdi?

Berrin Aksoy 3 dk okuma

Elektriği kullanmak ile elektriği depolamak, birbirinden çok farklı iki başarıdır. Şimşeği görmek, kehribarı sürttüğünde küçük kıvılcımlar oluştuğunu fark etmek insanlığın çok eskiden beri bildiği şeylerdi. Ama bu gücü isteğe bağlı olarak, sürekli ve ölçülebilir biçimde elde etmek uzun süre mümkün olmadı. Pilin icadı, elektriği bir gösteri olmaktan çıkarıp bir araç hâline getiren dönüm noktasıdır.

Kıvılcımdan akıma

Erken dönemde elektrik, sürtünmeyle üretilen ve bir kapta biriktirilen anlık bir boşalma olarak biliniyordu. Cam bir kavanozun iç ve dış yüzeyinin metalle kaplanmasıyla yapılan biriktiriciler, üzerlerinde yük tutabiliyordu. Ancak bu birikim tek seferde boşalıyordu; elde edilen şey kısa ve şiddetli bir darbeydi. Deneylerde etkileyiciydi ama sürekli bir kaynak sayılmazdı.

İhtiyaç duyulan şey, kesintisiz ve kararlı bir akımdı. Bu, elektriğin nereden geldiğine dair düşüncenin değişmesini gerektirdi. Cevap beklenmedik bir yerden, iki farklı metalin bir sıvı içinde temas etmesinden çıktı.

İki metal ve bir sıvı

Pilin temel mantığı şaşırtıcı derecede basittir. Birbirinden farklı iki metal, elektron verme eğilimi bakımından eşit değildir. Bu iki metal iletken bir sıvının içine konduğunda, biri elektron bırakmaya daha isteklidir ve bu isteksizlik farkı bir gerilim oluşturur. Metaller bir tel ile birbirine bağlandığında elektronlar telin içinden akmaya başlar. İşte bu akış, kesintisiz elektrik akımıdır.

İlk pil, çinko ve bakır levhaların tuzlu suya batırılmış karton parçalarıyla dönüşümlü olarak üst üste dizilmesiyle yapıldı. Yığın yükseldikçe gerilim arttı. Bu, hem elektriğin sürekli üretilebileceğini hem de miktarının tasarımla ayarlanabileceğini gösteren ilk açık kanıttı.

Buluşun ardındaki tartışma da ilginçtir. Kurbağa bacaklarının metalle temas ettiğinde kasıldığı gözlemi, uzun süre canlı dokuya özgü bir elektrik olduğu düşüncesiyle açıklandı. Ancak asıl kaynağın dokunun kendisi değil, iki farklı metalin teması olduğu anlaşıldı. Yanlış bir yorumdan doğru bir buluş çıkmış oldu.

Sürekli akım neyin önünü açtı

Kararlı bir akım kaynağı elde edilir edilmez, elektrik hızla bir araştırma aracına dönüştü. Suyun elektrik akımıyla bileşenlerine ayrılabildiği görüldü; bu yöntemle daha önce saf hâlde elde edilemeyen birçok element ayrıştırıldı. Metal kaplama teknikleri gelişti. Akımın çevresinde manyetik alan oluştuğunun fark edilmesi ise elektrikle manyetizmayı birleştirdi ve elektrik motorunun, jeneratörün ve telgrafın yolunu açtı.

Yani pil yalnızca bir enerji kaynağı değil, bir laboratuvar aletiydi. Elektriğin ölçülebilir ve tekrarlanabilir hâle gelmesi, on dokuzuncu yüzyıl biliminin hızını belirledi.

Şarj edilebilirlik meselesi

İlk piller tek kullanımlıktı; içindeki kimyasal tepkime tamamlandığında iş biterdi. Tepkimenin tersine çevrilebildiği düzeneklerin geliştirilmesi, depolamanın niteliğini değiştirdi. Şarj edilebilir bir hücrede dışarıdan verilen akım, kimyasal değişimi geriye doğru işletir ve hücre yeniden kullanılabilir hâle gelir.

Bu tersinirlik hiçbir zaman kusursuz değildir. Her döngüde elektrotların yüzeyinde küçük yapısal değişimler birikir, aktif malzemenin bir bölümü işlevini yitirir. Pillerin zamanla kapasite kaybetmesinin nedeni budur. Sıcaklık bu süreci hızlandırır; aşırı ısı ve tam boşalma, ömrü kısaltan başlıca etkenlerdir.

Bugünün pilleri ve aynı temel

Cebimizdeki telefonun, elektrikli araçların ve kablosuz aletlerin içindeki hücreler çok daha ileri malzemeler kullanıyor. Yine de temel mantık değişmedi: iki farklı elektrot, aralarında iyon taşıyan bir ortam ve dış devreden akan elektronlar. Gelişme, bu üçlünün daha hafif, daha yoğun ve daha güvenli hâle getirilmesinden ibaret.

Bir pilin iki temel özelliği çoğu zaman birbirine karıştırılır. Gerilim, hücrede kullanılan malzeme çiftinin belirlediği bir değerdir ve seri bağlanan hücre sayısıyla artar. Kapasite ise hücrenin içindeki aktif malzemenin miktarına bağlıdır ve ne kadar süre akım verebileceğini gösterir. Bu yüzden aynı gerilimde, çok farklı büyüklükte piller bulunabilir. Bir cihazın uzun süre çalışması için gereken şey daha yüksek gerilim değil, daha fazla depolanmış yüktür.

Depolama hâlâ enerjinin en zor kısmıdır. Elektriği üretmek çoğu zaman onu saklamaktan kolaydır ve bugün yenilenebilir kaynakların önündeki en büyük engel de üretim değil, üretilen enerjiyi ihtiyaç anına taşıyabilmektir. İki metal ile bir tuzlu suyla başlayan hikâye, iki yüz yıl sonra hâlâ aynı soruyu soruyor: enerjiyi nasıl daha iyi tutarız.